Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım
Rahman ve Rahim olan Allah'ın Adıyla
Bir hayrı açıklar ya da gizli
tutarsanız veya bir kötülüğü
bağışlarsanız, şüphesiz
Allah, affedicidir, güç yetirendir. (Nisa Suresi, 149)
Sen af (veya kolaylık) yolunu
benimse, (İslam'a) uygun olanı (örfü) emret
ve cahillerden yüz çevir. (Araf Suresi, 199)
İşte böyle; her kim kendisine
yapılan haksızlığın benzeriyle karşılık verir, sonra aleyhine
'azgınlık ve saldırıda' bulunulursa, Allah, mutlaka ona yardım eder. Şüphesiz Allah, affedicidir, bağışlayıcıdır. (Hac Suresi, 60)
Sizden, faziletli ve varlıklı
olanlar, yakınlara, yoksullara ve Allah yolunda hicret edenlere vermekte
eksiltme yapmasınlar, affetsinler ve hoşgörsünler. Allah'ın sizi bağışlamasını sevmez misiniz? Allah, bağışlayandır, esirgeyendir (Nur Suresi, 22)
Kötülüğün karşılığı, onun misli (benzeri) olan kötülüktür. Ama kim affeder
ve ıslah ederse (dirliği kurup-sağlarsa) artık onun ecri Allah'a
aittir. Gerçekten O, zalimleri sevmez. (Şura Suresi, 40)
Allah, hiç kimseye güç yetireceğinden başkasını yüklemez. (Kişinin nefsinin) Kazandığı lehine, kazandırdıkları
aleyhinedir. "Rabbimiz, unuttuklarımızdan veya yanıldıklarımızdan dolayı
bizi sorumlu tutma. Rabbimiz, bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Rabbimiz, kendisine
güç yetiremeyeceğimiz şeyi bize taşıtma. Bizi affet. Bizi bağışla. Bizi esirge, Sen bizim mevlamızsın. Kafirler topluluğuna karşı bize yardım et." (Bakara
Suresi, 286)
İki topluluğun karşı karşıya geldikleri gün, sizden geri
dönenleri, kazandıkları bazı şeyler
dolayısıyla şeytan onların ayağını kaydırmak istemişti. Ama andolsun ki, Allah onları
affetti. Şüphesiz Allah, bağışlayandır, yumuşak olandır. (Al-i İmran Suresi, 155)
Umulur ki Allah bunları affeder.
Allah affedicidir, bağışlayıcıdır. (Nisa Suresi, 99)
Bir hayrı açıklar ya da gizli
tutarsanız veya bir kötülüğü
bağışlarsanız, şüphesiz
Allah, affedicidir, güç yetirendir. (Nisa Suresi, 149)
Kitap Ehli, senden kendilerine
gökten bir kitap indirmeni istiyor. Musa'dan bundan daha büyüğünü istemişlerdi. Demişlerdi ki: "Bize Allah'ı
açıkça göster." Böylece zulümlerinden dolayı onlara yıldırım çarpmıştı. Ardından kendilerine apaçık
belgeler geldikten sonra, buzağıyı
(ilah) edinmişlerdi. Yine bundan dolayı onları
affettik ve Musa'ya apaçık olan ispatlayıcı bir delil verdik. (Nisa Suresi,
153)
Sözleşmelerini bozmaları nedeniyle,
onları lanetledik ve kalplerini kaskatı kıldık. Onlar, kelimeleri konuldukları
yerlerden saptırırlar. (Sık sık) Kendilerine hatırlatılan şeyden (yararlanıp) pay almayı
unuttular. İçlerinden birazı dışında, onlardan sürekli ihanet
görür durursun. Yine de onları affet, aldırış etme. Şüphesiz
Allah, iyilik yapanları sever. (Maide Suresi, 13)
Ey iman edenler, size açıklandığında sizi üzecek şeyleri sormayın; Kur'an indirildiği zaman sorarsanız, size
açıklanır. Allah onu affetti. Allah bağışlayandır, (kullara) yumuşak olandır. (Maide Suresi, 101)
Sen af (veya kolaylık) yolunu benimse,
(İslam'a) uygun olanı (örfü) emret
ve cahillerden yüz çevir. (Araf Suresi, 199)
Allah seni affetsin; doğru söyleyenler sana açıkça belli
oluncaya ve yalancıları da öğreninceye
kadar niye onlara izin verdin? (Tevbe Suresi, 43)
İşte böyle; her kim kendisine
yapılan haksızlığın benzeriyle karşılık verir, sonra aleyhine
'azgınlık ve saldırıda' bulunulursa, Allah, mutlaka ona yardım eder. Şüphesiz Allah, affedicidir, bağışlayıcıdır. (Hac Suresi, 60)
Sizden, faziletli ve varlıklı
olanlar, yakınlara, yoksullara ve Allah yolunda hicret edenlere vermekte
eksiltme yapmasınlar, affetsinler ve hoşgörsünler. Allah'ın sizi bağışlamasını sevmez misiniz? Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (Nur Suresi, 22)
Kullarından tevbeyi kabul eden,
kötülükleri affeden ve işlediklerinizi bilen O'dur. (Şura Suresi, 25)
Size isabet eden her musibet,
(ancak) ellerinizin kazandığı
dolayısıyladır. (Allah,) Çoğunu
da affeder. (Şura Suresi, 30)
Ya da kazandıkları dolayısıyla
onları yok eder, bir çoğunu da affeder. (Şura Suresi, 34)
Kötülüğün karşılığı, onun misli (benzeri) olan kötülüktür. Ama kim affeder
ve ıslah ederse (dirliği kurup-sağlarsa) artık onun ecri Allah'a
aittir. Gerçekten O, zalimleri sevmez. (Şura Suresi, 40)
Sizden kadınlarına
"zıhar"da bulunanlar (bilsinler ki, kadınları) onların anneleri değildir. Anneleri, yalnızca
kendilerini doğuranlardır. Şüphesiz onlar, çirkin ve yalan
söylemektedirler. Gerçekten Allah, çok affeden, çok bağışlayandır. (Mücadele Suresi, 2)
Ey iman edenler, gerçek şu ki, sizin eşlerinizden ve çocuklarınızdan bir
kısmı sizler için (birer) düşmandırlar.
Şu halde onlardan sakının. Yine de
affeder, hoş görür (kusurlarını yüzlerine
vurmaz) ve bağışlarsanız, artık elbette Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (Teğabün Suresi, 14)
BAĞIŞLAMAK:
Rablerinden bağışlanma (salat) ve rahmet bunların üzerinedir ve hidayete
erenler de bunlardır. (Bakara Suresi, 157)
Sizin ilahınız tek bir ilahtır;
O'ndan başka ilah yoktur; O, Rahman'dır,
Rahim'dir (bağışlayan ve esirgeyendir). (Bakara Suresi, 163)
O, size ölüyü (leşi)- kanı, domuz etini ve Allah'tan
başkası adına kesilmiş olan (hayvan)ı kesin olarak haram
kıldı. Fakat kim kaçınılmaz olarak muhtaç kalırsa, taşkınlık yapmamak ve haddi aşmamak şartıyla (ölmeyecek oranda
yiyebilir), ona bir günah yoktur. Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (Bakara Suresi, 173)
Onlar, hidayete karşılık sapıklığı, bağışlanmaya karşılık azabı satın almışlardır. Ateşe karşı
ne kadar dayanıklıdırlar! (Bakara Suresi, 175)
Ey iman edenler, öldürülenler hakkında
size kısas yazıldı (farz kılındı). Özgüre karşı özgür, köleye karşı köle ve dişiye karşı
dişi. Fakat kimin (hangi katilin)
lehine, onun (maktulün) kardeşi
(varisi veya velisi) tarafından bağışlanırsa, artık (yapılması gereken)
örfe uymak (ve) ona (maktulün varis veya velisine) güzellikle (diyet)
ödemektir. Bu, Rabbinizden bir hafifletme ve bir rahmettir. Artık kim bundan
sonra tecavüzde bulunursa, onun için elem verici bir azab vardır. (Bakara
Suresi, 178)
Bunun yanında, kim, vasiyet edenin
haksızlığa eğilim göstereceğinden ya da günaha gireceğinden korkup da ikisinin (tarafların) arasını
bulup-düzeltirse, artık ona günah yoktur. Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (Bakara Suresi, 182)
Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helal kılındı. Onlar,
sizin örtüleriniz, siz de onlara örtüsünüz. Allah, gerçekten sizin,
nefislerinize ihanet etmekte olduğunuzu bildi, tevbenizi kabul etti ve sizi bağışladı. Artık onlara yaklaşın ve Allah'ın sizin için yazdıklarını dileyin. Fecir
vakti, sizce beyaz iplik siyah iplikten ayırd edilinceye kadar yiyin, için,
sonra geceye kadar orucu tamamlayın. Mescidlerde itikafta olduğunuz zamanlarda onlara
(kadınlarınıza) yaklaşmayın. Bunlar, Allah'ın
sınırlarıdır, (sakın) onlara yanaşmayın. İşte
Allah, insanlara ayetlerini böylece açıklar; umulur ki sakınırlar. (Bakara
Suresi, 187)
Onlar, (savaşa) son verirlerse (siz de son
verin); şüphesiz Allah, bağışlayandır esirgeyendir. (Bakara Suresi, 192)
Sonra insanların (topluca) akın
ettiği yerden siz de akın edin ve
Allah'tan bağışlanma dileyin. Şüphesiz Allah bağışlayandır, esirgeyendir. (Bakara
Suresi, 199)
Şüphesiz iman edenler, hicret
edenler ve Allah yolunda cihad edenler; işte onlar, Allah'ın rahmetini umabilirler. Allah bağışlayandır, esirgeyendir. (Bakara Suresi, 218)
Allah sizi, yeminlerinizdeki
'rastgele söylemelerinizden, boş,
amaçsız sözler'den dolayı sorumlu tutmaz; fakat kalplerinizin kazandıklarından
dolayı sorumlu tutar. Allah bağışlayandır, yumuşak davranandır. (Bakara Suresi,
225)
Kadınlarından uzaklaşmaya yemin edenler için dört ay
bekleme süresi vardır. Eğer (bu süre içinde eşlerine) dönerlerse, şüphesiz Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (Bakara Suresi, 226)
(İddeti bekleyen) Kadınları nikahlamak istediğinizi (onlara) sezdirmenizde ya da
böyle bir isteği gönlünüzde saklamanızda sizin
için bir sakınca yoktur. Gerçekte Allah, sizin onları (kalbinizden geçirip)
anacağınızı bilir. Sakın bilinen (meşru) sözler dışında onlarla gizlice vaadleşmeyin; bekleme süresi
tamamlanıncaya kadar nikah bağını
bağlamaya kesin karar vermeyin. Ve
bilin ki, elbette Allah kalbinizden geçeni bilmektedir. Artık ondan kaçının. Ve
bilin ki, şüphesiz Allah bağışlayandır, (kullara) yumuşak davranandır. (Bakara Suresi, 235)
Eğer onlara mehir tesbit eder de, el sürmeden boşarsanız, bu durumda -kendileri
veya nikah bağı elinde olanın bağışlaması hariç- tesbit ettiğiniz (mehr)in yarısı onlarındır. Sizin (tümünü veya
fazlasını) bağışlamanız takvaya daha yakındır. Aranızdaki üstünlüğü (derece farkını) unutmayın. Şüphesiz Allah, yapmakta
olduklarınızı görendir. (Bakara Suresi, 237)
Güzel bir söz ve bağışlama, peşinden
eziyet gelen bir sadakadan daha hayırlıdır. Allah hiç bir şeye ihtiyacı olmayandır, yumuşak davranandır. (Bakara Suresi,
263)
Şeytan, sizi fakirlikle korkutuyor
ve size çirkin -hayasızlığı emrediyor. Allah ise, size
kendisinden bağışlama ve bol ihsan (fazl) vadediyor. Allah (rahmetiyle)
geniş olandır, bilendir. (Bakara Suresi,
268)
Sadakaları açıkta verirseniz ne
iyi; fakat gizleyip fakirlere verirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır. O,
günahlarınızdan bir kısmını bağışlar. Allah, yaptıklarınızdan
haberi olandır. (Bakara Suresi, 271)
Eğer (borçlu) zorluk içindeyse, ona elverişli bir zamana kadar süre (verin).
(Borcu) Sadaka olarak bağışlamanız ise, sizin için daha hayırlıdır; eğer bilirseniz. (Bakara Suresi,
280)
Göklerde ve yerde ne varsa
Allah'ındır. İçinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de,
Allah sizi onunla sorguya çeker. Sonra dilediğini bağışlar, dilediğini azablandırır. Allah, her şeye güç yetirendir. (Bakara
Suresi, 284)
Elçi, kendisine Rabbinden
indirilene iman etti, mü'minler de. Tümü, Allah'a, meleklerine, Kitaplarına ve
elçilerine inandı. "O'nun elçileri arasında hiç birini (diğerinden) ayırdetmeyiz. İşittik ve itaat ettik. Rabbimiz bağışlamanı (dileriz). Varış ancak Sana'dır" dediler. (Bakara Suresi, 285)
Allah, hiç kimseye güç yetireceğinden başkasını yüklemez. (Kişinin nefsinin) Kazandığı lehine, kazandırdıkları
aleyhinedir. "Rabbimiz, unuttuklarımızdan veya yanıldıklarımızdan dolayı
bizi sorumlu tutma. Rabbimiz, bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Rabbimiz,
kendisine güç yetiremeyeceğimiz
şeyi bize taşıtma. Bizi affet. Bizi bağışla. Bizi esirge, Sen bizim mevlamızsın. Kafirler topluluğuna karşı bize yardım et." (Bakara
Suresi, 286)
"Rabbimiz, bizi hidayete
erdirdikten sonra kalplerimizi kaydırma ve katından bize bir rahmet bağışla. Şüphesiz, bağışı en çok olan Sensin Sen." (Al-i İmran Suresi, 8)
Onlar: "Rabbimiz şüphesiz biz iman ettik, artık
bizim günahlarımızı bağışla ve bizi ateşin azabından koru" diyenler; (Al-i İmran Suresi, 16)
Sabredenler, doğru olanlar, gönülden boyun eğenler, infak edenler ve 'seher
vakitlerinde' bağışlanma dileyenlerdir. (Al-i İmran Suresi, 17)
De ki: "Eğer siz Allah'ı seviyorsanız bana
uyun; Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah bağışlayandır, esirgeyendir." (Al-i İmran Suresi, 31)
Ancak bundan sonra tevbe edenler,
'salih olarak davrananlar' başka.
Çünkü Allah, gerçekten bağışlayandır, esirgeyendir. (Al-i İmran Suresi, 89)
Göklerde ve yerde olanların tümü
Allah'ındır. Kimi dilerse bağışlar, kimi dilerse azablandırır.
Allah bağışlayandır, esirgeyendir. (Al-i İmran Suresi, 129)
Onlar, bollukta da, darlıkta da
infak edenler, öfkelerini yenenler ve insanlar (daki hakların)dan bağışlama ile (vaz) geçenlerdir. Allah, iyilik yapanları sever.
(Al-i İmran Suresi, 134)
Ve 'çirkin bir hayasızlık' işledikleri ya da nefislerine
zulmettikleri zaman, Allah'ı hatırlayıp hemen günahlarından dolayı bağışlanma isteyenlerdir. Allah'tan başka günahları bağışlayan kimdir? Bir de onlar yaptıkları (kötü şeylerde) bile bile ısrar
etmeyenlerdir.(Al-i İmran Suresi, 135)
İşte bunların karşılığı, Rablerinden bağışlanma ve içinde ebedi kalacakları,
altından ırmaklar akan cennetlerdir. (Böyle) Yapıp-edenlere ne güzel bir karşılık (ecir var.) (Al-i İmran Suresi, 136)
Onların söyledikleri:
"Rabbimiz, günahlarımızı ve işimizdeki aşırılıklarımızı
bağışla, ayaklarımızı (bastıkları yerde) sağlamlaştır ve bize kafirler topluluğuna karşı yardım et" demelerinden başka bir şey değildi. (Al-i İmran Suresi, 147)
Andolsun, Allah size verdiği sözünde sadık kaldı; siz O'nun
izniyle onları kırıp-geçiriyordunuz. Öyle ki sevdiğiniz (zafer)i size gösterdikten
sonra, siz yılgınlık gösterdiniz, isyan ettiniz ve emir hakkında çekiştiniz. Sizden kiminiz dünyayı,
kiminiz ahireti istiyordu. Sonra (Allah) denemek için sizi ondan çevirdi. Ama
(yine de) sizi bağışladı. Allah mü'minlere karşı fazl (ve ihsan) sahibi olandır. (Al-i İmran Suresi, 152)
İki topluluğun karşı karşıya geldikleri gün, sizden geri
dönenleri, kazandıkları bazı şeyler
dolayısıyla şeytan onların ayağını kaydırmak istemişti. Ama andolsun ki, Allah onları
affetti. Şüphesiz Allah, bağışlayandır, yumuşak olandır. (Al-i İmran Suresi, 155)
Andolsun, eğer Allah yolunda öldürülür ya da
ölürseniz, Allah'tan olan bir bağışlanma ve rahmet, onların bütün
toplamakta olduklarından daha hayırlıdır. (Al-i İmran Suresi, 157)
Allah'tan bir rahmet dolayısıyla,
onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın
onlar çevrenden dağılır giderlerdi. Öyleyse onları bağışla, onlar için bağışlanma dile ve iş konusunda onlarla müşavere et. Eğer azmedersen artık Allah'a
tevekkül et. Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri
sever. (Al-i İmran Suresi, 159)
"Rabbimiz, biz:
"Rabbinize iman edin" diye imana çağrıda bulunan bir çağırıcıyı işittik,
hemen iman ettik. Rabbimiz, bizim günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört ve bizi de iyilik yapanlarla
birlikte öldür." (Al-i İmran
Suresi, 193)
Kadınlara mehirlerini gönülden
isteyerek (ve bir hak olarak) verin, fakat onlar, gönül hoşluğuyla size ondan bir şeyi bağışlarlarsa, onu da afiyetle, iç
huzuruyla yiyin.(Nisa Suresi, 4)
Sizlere anneleriniz, kızlarınız,
kız kardeşleriniz, halalarınız,
teyzeleriniz, erkek kardeşlerin kızları, kız kardeşlerin kızları, sizi emziren (süt)
anneleriniz, süt kız kardeşleriniz,
kadınlarınızın anneleri ve kendileriyle (gerdeğe) girdiğiniz
kadınlarınızdan olup koruyuculuğunuz
altında bulunan üvey kızlarınız -onlarla gerdeğe girmemişseniz,
size bir sakınca yoktur-, sizin sülbünüzden olan oğullarınızın eşleri ve iki kız kardeşi bir araya getirdiğiniz (evlilik) haram kılındı.
Ancak (cahiliyede) geçen geçmiştir.
Şüphesiz, Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (Nisa Suresi, 23)
İçinizden özgür mü'min kadınları
nikahlamaya güç yetiremeyenler, o zaman sağ ellerinizin malik olduğu inanmış
cariyelerinizden (alsın.) Allah sizin imanınızı en iyi bilendir. Öyleyse
onları, fuhuşta bulunmayan, iffetli ve gizlice
dostlar edinmemişler olarak velilerinin izniyle
nikahlayın. Onlara ücretlerini (mehirlerini) maruf (güzel ve örfe uygun) bir şekilde verin. Evlendikten sonra,
fuhuş yapacak olurlarsa, özgür kadınlar
üzerindeki cezanın yarısı(nı uygulayın.) Bu, sizden günaha sapmaktan endişe edip korkanlar içindir.
Sabrederseniz sizin için daha hayırlıdır. Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (Nisa Suresi, 25)
Ey iman edenler, sarhoş iken, ne dediğinizi bilinceye ve cünüp iken de
-yolculukta olmanız hariç- gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta veya yolculukta iseniz ya
da biriniz ayak yolundan (hacet yerinden) gelmişseniz yahud kadınlara dokunmuş da su bulamamışsanız, bu durumda, temiz bir
toprakla teyemmüm edin, (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz, Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (Nisa Suresi, 43)
Gerçekten, Allah, kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışında kalanı ise, dilediğini bağışlar. Kim Allah'a şirk koşarsa, doğrusu büyük bir günahla iftira etmiş olur. (Nisa Suresi, 48)
Biz elçilerden hiç kimseyi ancak
Allah'ın izniyle kendisine itaat edilmesinden başka bir şeyle
göndermedik. Onlar kendi nefislerine zulmettiklerinde şayet sana gelip Allah'tan bağışlama dileselerdi ve elçi de onlar için bağışlama dileseydi, elbette Allah'ı tevbeleri kabul eden, esirgeyen
olarak bulurlardı. (Nisa Suresi, 64)
Bir mü'mine, -hata sonucu olması
dışında- bir başka mü'mini öldürmesi yakışmaz. Kim bir mü'mini 'hata sonucu'
öldürürse, mü'min bir köleyi özgürlüğüne kavuşturması
ve ailesine teslim edilecek bir diyeti vermesi gerekir. Onların (bunu) sadaka
olarak bağışlamaları başka. Eğer
o, mü'min olduğu halde size düşman olan bir topluluktan ise, bu
durumda mü'min bir köleyi özgürlüğe kavuşturması
gerekir. Şayet kendileriyle aranızda andlaşma olan bir topluluktan ise, bu
durumda ailesine bir diyet ödemek ve bir mü'min köleyi özgürlüğe kavuşturmak gerekir. (Diyet ve köle
özgürlüğü için gereken imkanı) Bulamayan
ise, kesintisiz olarak iki ay oruç tutmalıdır. Bu, Allah'tan bir tevbedir.
Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (Nisa Suresi, 92)
(Onlara) Kendinden dereceler, bağışlanma ve rahmet (vermiştir.) Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (Nisa
Suresi, 96)
Umulur ki Allah bunları affeder.
Allah affedicidir, bağışlayıcıdır. (Nisa Suresi, 99)
Allah yolunda hicret eden, yeryüzünde
barınacak çok yer de bulur, genişlik (ve bolluk) da. Allah'a ve Resûlü'ne hicret etmek
üzere evinden çıkan, sonra kendisine ölüm gelen kişinin ecri şüphesiz Allah'a düşmüştür. Allah, bağışlayıcıdır, esirgeyicidir. (Nisa
Suresi, 100)
Ve Allah'tan bağışlanma dile. Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (Nisa Suresi, 106)
Kim kötülük işler veya nefsine zulmedip sonra
Allah'tan bağışlanma dilerse Allah'ı bağışlayıcı ve merhamet edici olarak
bulur. (Nisa Suresi, 110)
Hiç şüphesiz, Allah, kendisine şirk koşanları
bağışlamaz. Bunun dışında kalanlar ise, (onlardan) dilediğini bağışlar. Kim Allah'a şirk koşarsa
elbette o uzak bir sapıklıkla sapmıştır. (Nisa Suresi, 116)
Bir hayrı açıklar ya da gizli
tutarsanız veya bir kötülüğü
bağışlarsanız, şüphesiz
Allah, affedicidir, güç yetirendir. (Nisa Suresi, 149)
Allah'a ve Resûlü'ne inananlar ve
onlardan hiç biri arasında ayrım yapmayanlar, işte onlara ecirleri verilecektir. Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (Nisa Suresi, 152)
Ölü eti, kan, domuz eti, Allah'tan
başkası adına kesilen, boğulmuş, vurulmuş,
yüksek bir yerden düşmüş, boynuzlanmış yırtıcı hayvan tarafından yenmiş, -(henüz canlıyken yetişip) kestikleriniz hariç,- dikili
taşlar üzerine boğazlanan (hayvanlar) ve fal
oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı. Bunlar fısktır (günahla yoldan
sapmadır.) Bugün inkara sapanlar, sizin dininizden (dininizi yıkmaktan) umut
kesmişlerdir. Bugün size dininizi kemale
erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam'ı seçip-beğendim. Kim 'şiddetli bir açlıkta kaçınılmaz bir
ihtiyaçla karşı karşıya kalırsa' -günaha eğilim göstermeksizin- (bu haram
saydıklarımızdan yetecek kadar yiyebilir.) Çünkü Allah bağışlayandır, esirgeyendir. (Maide Suresi,3)
Allah, iman edenlere ve salih
amellerde bulunanlara va'detmiştir,
onlar için bir bağışlanma ve büyük bir ecir vardır. (Maide Suresi,9)
Ancak, sizin onlara güç
yetirmenizden önce tevbe edenler başka. Bilin ki, şüphesiz Allah bağışlayandır, esirgeyendir. (Maide
Suresi,34)
Ancak kim işlediği zulümden sonra tevbe eder ve (davranışlarını) düzeltirse, şüphesiz Allah onun tevbesini kabul
eder. Muhakkak Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (Maide Suresi,39)
Göklerin ve yerin mülkünün Allah'a
ait olduğunu bilmiyor musun? O, kimi
dilerse azablandırır, kimi dilerse bağışlar. Allah, her şeye güç yetirendir. (Maide
Suresi,40)
Biz onda, onların üzerine yazdık:
Can'a can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş ve (bütün) yaralara (karşılık da) kısas vardır. Ama kim
bunu sadaka olarak bağışlarsa o kendisi için bir keffarettir. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, zalim olanlardır. (Maide
Suresi,45)
Yine de Allah'a tevbe edip bağışlanma istemeyecekler mi? Oysa Allah bağışlayandır, esirgeyendir. (Maide Suresi,74)
Bilin ki, Allah gerçekten cezası
pek şiddetli olandır. Ve Allah bağışlayandır, esirgeyendir. (Maide Suresi,98)
Ey iman edenler, size açıklandığında sizi üzecek şeyleri sormayın; Kur'an indirildiği zaman sorarsanız, size
açıklanır. Allah onu affetti. Allah bağışlayandır, (kullara) yumuşak olandır. (Maide Suresi,101)
Eğer onları azablandırırsan, şüphesiz onlar Senin kullarındır, eğer onları bağışlarsan, şüphesiz
aziz olan, hakim olan Sen'sin Sen." (Maide Suresi,118)
Bizim ayetlerimize iman edenler
sana geldiklerinde, onlara de ki: "Selam olsun size. Rabbiniz rahmeti
kendi üzerine yazdı ki, içinizden kim bir cehalet sonucu bir kötülük işler sonra tevbe eder ve (kendini)
ıslah ederse şüphesiz, O, bağışlayandır, esirgeyendir." (En’am Suresi, 54)
De ki: "Bana vahyolunanlar
içinde, yiyen bir kimsenin yiyeceği (şeyler) için, ölü eti, dökülen kan,
domuz eti -ki bu gerçekten murdardır- ya da Allah'tan başkası adına kesilmiş bir fısk dışında, haram kılınmış bir şey bulmuyorum. Kim kaçınılmaz bir
ihtiyaçla karşı karşıya kalırsa, -saldırmamak ve haddi
aşmamak şartıyla- (bu sayılanlardan
ölmeyecek kadar yiyebilir). Şüphesiz
senin Rabbin bağışlayandır, esirgeyendir. (En’am Suresi, 145)
O sizi yeryüzünün halifeleri kıldı
ve size verdikleriyle sizi denemek için kiminizi kiminize göre derecelerle
yükseltti. Şüphesiz senin Rabbin,
sonuçlandırması pek çabuk olandır ve şüphesiz O, bağışlayandır, esirgeyendir. (En’am
Suresi, 165)
Dediler ki: "Rabbimiz, biz
nefislerimize zulmettik, eğer
bizi bağışlamazsan ve esirgemezsen, gerçekten hüsrana uğrayanlardan olacağız." (A’raf Suresi, 23)
Ne zaman ki (yaptıklarından dolayı
pişmanlık duyup, başları) elleri arasına düşürüldü ve kendilerinin gerçekten şaşırıp-saptıklarını görünce: "Eğer Rabbimiz bize merhamet etmez ve
bizi bağışlamazsa kesin olarak hüsrana uğrayanlardan olacağız" dediler. (Araf
Suresi,149)
(Musa yalvarıp) Dedi ki:
"Rabbim, beni ve kardeşimi
bağışla, bizi rahmetine kat. Sen merhamet edenlerin en
merhametli olanısın." (A’raf Suresi, 151)
Kötülük işleyip bunun ardından tevbe edenler
ve iman edenler; hiç şüphesiz Rabbin, bundan (tevbeden)
sonra elbette bağışlayandır, esirgeyendir. (A’raf Suresi, 153)
Musa, belirlediğimiz buluşma zamanı için kavminden yetmiş adam seçip-ayırdı. Bunları da
'dayanılmaz bir sarsıntı' tutuverince, dedi ki: "Rabbim, eğer dileseydin, onları ve beni daha
önceden helak ederdin. (Şimdi) İçimizdeki beyinsizlerin
yaptıklarından dolayı bizi helak edecek misin? O da Senin denemenden başkası değildir. Onunla sen dilediğini saptırır, dilediğini hidayete erdirirsin. Bizim
velimiz Sensin. Öyleyse bizi bağışla, bizi esirge; Sen bağışlayanların en hayırlısısın." (A’raf Suresi, 155)
Onlara: "Bu şehirde oturun, ondan istediğiniz yerden yeyin, 'dileğimiz bağışlanmadır' deyin ve kapısından secde ederek girin, (biz de)
hatalarınızı bağışlayalım. İyilik
yapanların (armağanlarını) arttıracağız" denildiğinde, (A’raf Suresi, 161)
İşte o zaman Rabbin, onlara en kötü
azabı yapacak kimse(leri) kıyamet gününe kadar üzerlerine mutlaka göndereceğini bildirdi. Şüphesiz, Rabbin (ceza ile)
sonuçlandırması pek çabuk olandır ve gerçekten O, bağışlayandır, esirgeyendir. (A’raf Suresi, 167)
Onların ardından yerlerine kitaba
mirasçı olan bir takım 'kötü kimseler' geçti. (Bunlar) Şu değersiz olan (dünya)ın geçici-yararını alıyor ve:
"Yakında bağışlanacağız"
diyorlar. Bunun benzeri bir yarar gelince onu da alıyorlar. Kendilerinden
Allah'a karşı hakkı söylemekten başka bir şeyi söylemeyeceklerine ilişkin Kitap sözü alınmamış mıydı? Oysa içinde olanı
okudular. (Allah'tan) Korkanlar için ahiret yurdu daha hayırlıdır. Hala akıl
erdirmeyecek misiniz? (A’raf Suresi, 169)
İşte gerçek mü'minler bunlardır.
Rableri katında onlar için dereceler, bağışlanma ve üstün bir rızık vardır.
(Enfal Suresi, 4)
Ey iman edenler, Allah'tan
korkup-sakınırsanız, size doğruyu
yanlıştan ayıran bir nur ve anlayış (furkan) verir, kötülüklerinizi
örter ve sizi bağışlar. Allah büyük fazl sahibidir. (Enfal Suresi, 29)
Oysa sen içlerinde bulunduğun sürece, Allah onları
azablandıracak değildir. Ve onlar, bağışlanma dilemektelerken de, Allah onları azablandıracak değildir. (Enfal Suresi, 33)
O inkar edenlere de ki: "Eğer vazgeçerlerse geçmişte (yaptıkları) şeyler bağışlanacaktır. Ama yine dönecek olurlarsa, önceki (toplumlara
uygulanan) sünnet, muhakkak (onların başından da) geçmiş olacaktır. (Enfal Suresi, 38)
Hani Allah, onları sana uykunda az
gösteriyordu; eğer sana çok gösterseydi, gerçekten
yılgınlığa kapılacaktınız ve iş konusunda gerçekten çekişmeye düşecektiniz. Ancak Allah esenlik
(kurtuluş) bağışladı. Çünkü O, elbette sinelerin
özünde saklı duranı bilendir. (Enfal Suresi, 43)
Nedeni şu: Bir kavim (toplum), kendinde
olanı değiştirinceye kadar Allah, ona nimet olarak bağışladığını değiştirici değildir.
Allah şüphesiz işitendir, bilendir. (Enfal Suresi,
53)
Artık ganimet olarak elde
ettiklerinizden helal ve temiz olarak yiyin ve Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah bağışlayandır, esirgeyendir." (Enfal Suresi, 69)
Ey Peygamber, ellerinizdeki
esirlere de ki: "Eğer Allah, sizin kalblerinizde bir
hayır olduğunu bilirse (görürse) size sizden
alınandan daha hayırlısını verir ve sizi bağışlar. Allah bağışlayandır, esirgeyendir." (Enfal Suresi, 70)
İman edenler, hicret edenler ve
Allah yolunda cihad edenler ile (hicret edenleri) barındıranlar ve yardım
edenler, işte gerçek mü'min olanlar
bunlardır. Onlar için bir bağışlanma ve üstün bir rızık vardır.
(Enfal Suresi, 74)
Haram aylar (süre tanınmış dört ay) sıyrılıp-bitince
(çıkınca) müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün, onları
tutuklayın, kuşatın ve onların bütün geçit
yerlerini kesip-tutun. Eğer tevbe edip namaz kılarlarsa ve
zekatı verirlerse yollarını açıverin. Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (Tevbe Suresi, 5)
Bunun ardından Allah, dilediği kimseden tevbesini kabul eder.
Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (Tevbe Suresi, 27)
Özür belirtmeyiniz. Siz,
imanınızdan sonra inkara saptınız. Sizden bir topluluğu bağışlasak da, bir topluluğunuzu gerçekten suçlu-günahkar
olmaları nedeniyle azablandıracağız. (Tevbe Suresi, 66)
Sadakalar konusunda, mü'minlerden
ek bağışlarda bulunanlarla emeklerinden (cehdlerinden) başkasını bulamayanları yadırgayarak
bunlarla alay edenler; Allah (asıl) onları alay konusu kılmıştır ve onlar için acı bir azab
vardır. (Tevbe Suresi, 79)
Sen, onlar için ister bağışlanma dile, istersen dileme. Onlar için yetmiş kere bağışlanma dilesen de, Allah onları kesinlikle bağışlamaz. Bu, gerçekten onların Allah'a ve elçisine (karşı) nankörlük etmeleri
dolayısıyladır. Allah fasıklar topluluğuna hidayet vermez. (Tevbe Suresi, 80)
Allah'a ve elçisine karşı 'içten bağlı kalıp hayra çağıranlar' oldukları sürece,
güçsüz-zayıflara, hastalara ve infak etmek için bir şey bulamayanlara bir sorumluluk
(günah) yoktur. İyilik edenlerin aleyhinde de bir
yol yoktur. Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (Tevbe Suresi, 91)
Bedevilerden öyleleri de vardır
ki, onlar Allah'a ve ahiret gününe iman eder ve infak ettiğini Allah katında bir yakınlaşmaya ve elçinin dua ve bağışlama dileklerine (bir yol) sayar. Haberiniz olsun, bu
gerçekten onlar için bir yakınlaşmadır. Allah da onları kendi rahmetine sokacaktır. Şüphesiz Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (Tevbe Suresi, 99)
Diğerleri günahlarını itiraf ettiler, onlar salih bir ameli
bir başka kötüyle karıştırmışlardır. Umulur ki Allah
tevbelerini kabul eder. Hiç şüphesiz
Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (Tevbe Suresi, 102)
Kendilerine onların gerçekten
çılgın ateşin arkadaşları oldukları açıklandıktan sonra
-yakınları dahi olsa- müşrikler için bağışlanma dilemeleri peygambere ve iman edenlere yaraşmaz. (Tevbe Suresi, 113)
Allah sana bir zarar dokunduracak
olsa, O'ndan başka bunu senden kaldıracak yoktur.
Ve eğer sana bir hayır isterse, O'nun
bol fazlını geri çevirecek de yoktur. Kullarından dilediğine bundan isabet ettirir. O, bağışlayandır, esirgeyendir. (Yunus Suresi, 107)
Ve Rabbinizden bağışlanma dileyin; sonra O'na tevbe edin. O da sizi, adı
konulmuş bir vakte kadar güzel bir meta
(fayda) ile metalandırsın ve her ihsan sahibine kendi ihsanını versin. Eğer yüz çevirirseniz gerçekten ben,
sizin için büyük bir günün azabından korkarım. (Hud Suresi, 3)
Sabredenler ve salih amellerde
bulunanlar başka. İşte, bağışlanma ve büyük ecir bunlarındır.
(Hud Suresi, 11)
Dedi ki: "Ona binin. Onun
yüzmesi de, demir atması (durması) da Allah'ın adıyladır. Şüphesiz, benim Rabbim bağışlayandır, esirgeyendir." (Hud Suresi, 41)
Dedi ki: "Rabbim, bilgim
olmayan şeyi Senden istemekten Sana sığınırım. Ve eğer beni bağışlamaz ve beni esirgemezsen, hüsrana uğrayanlardan olurum." (Hud
Suresi, 47)
Ey kavmim, Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O'na tevbe edin. Üstünüze gökten sağanak (yağmurlar, bol nimetler) yağdırsın ve gücünüze güç katsın.
Suçlu-günahkarlar olarak yüz çevirmeyin." (Hud Suresi, 52)
Semud (halkına da) kardeşleri Salih'i (gönderdik). Dedi ki:
"Ey kavmim, Allah'a ibadet edin, sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. O sizi yerden
(topraktan) yarattı ve onda ömür geçirenler kıldı. Öyleyse O'ndan bağışlanma dileyin, sonra O'na tevbe edin. Şüphesiz benim Rabbim, yakın
olandır, (duaları) kabul edendir." (Hud Suresi, 61)
"Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O'na tevbe edin. Gerçekten benim
Rabbim, esirgeyendir, sevendir." (Hud Suresi, 90)
Onlar, burda da, kıyamet gününde
de lanete tabi tutuldular. (Bu) Verilen bağış, ne kötü bir bağıştır. (Hud Suresi, 99)
"Yusuf, sen bundan yüz çevir.
Sen de (kadın) günahın dolayısıyla bağışlanma dile. Doğrusu sen günahkarlardan
oldun." (Yusuf Suresi, 29)
"(Yine de) Ben nefsimi temize
çıkaramam. Çünkü gerçekten nefis, -Rabbimin kendisini esirgediği dışında- var gücüyle kötülüğü emredendir. Şüphesiz, benim Rabbim, bağışlayandır, esirgeyendir."
(Yusuf Suresi, 53)
Dedi ki: "Bugün size karşı sorgulama, kınama yoktur. Sizi
Allah bağışlasın. O, merhametlilerin (en) merhametlisidir."
(Yusuf Suresi, 92)
(Çocukları da:) "Ey babamız,
bizim için günahlarımızın bağışlanmasını dile. Biz gerçekten
hataya düşenler idik" dediler. (Yusuf
Suresi, 97)
"İlerde sizin için Rabbimden bağışlanma dilerim. Çünkü O, bağışlayandır, esirgeyendir" dedi.
(Yusuf Suresi, 98)
Onlar, iyilikten önce kötülüğü çabuklaştırmak istiyorlar; oysa onlardan
önce nice örnekler gelip-geçmiştir.
Ve şüphesiz, senin Rabbin, zulümlerine
karşılık insanlar için bağışlama sahibidir ve şüphesiz senin Rabbin, cezası çok şiddetli olandır. (Rad Suresi, 6)
Resulleri dedi ki: "Allah
hakkında mı şüphe (ediyorsunuz)? O, gökleri ve
yeri yaratandır; O, sizi, günahlarınızı bağışlamak için davet etmekte ve sizi
adı konulmuş bir süreye kadar erteliyor."
Dediler ki: "Siz, bizim benzerimiz olan birer beşerden başkası değilsiniz. Siz bizi, babalarımızın
taptıklarından çevirip-engellemek istiyorsunuz, öyleyse bize apaçık bir delil
getirin." (İbrahim Suresi, 10)
"Rabbim, gerçekten onlar
insanlardan birçoğunu şaşırtıp-saptırdı. Bundan böyle kim
bana uyarsa, artık o bendendir, kim bana isyan ederse elbette Sen, bağışlayansın, esirgeyensin." (İbrahim Suresi, 36)
"Rabbimiz, hesabın yapılacağı gün, beni, anne-babamı ve mü'minleri
bağışla" (İbrahim
Suresi, 41)
Haber ver kullarıma; şüphesiz Ben, Ben bağışlayanım, esirgeyenim. (Hicr, 49)
Eğer Allah'ın nimetini saymaya kalkışacak olursanız, onu bir genelleme
yaparak bile sayamazsınız. Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (Nahl
Suresi, 18)
Sonra gerçekten Rabbin, işkenceye uğratıldıktan sonra hicret
edenlerin, ardından cihad edip sabredenlerin (destekçisidir). Şüphesiz senin Rabbin, bundan sonra
da gerçekten bağışlayandır, esirgeyendir. (Nahl Suresi, 110)
O, size ancak ölüyü, kanı, domuz
etini ve Allah'tan başkası adına kesilmiş olan (hayvan)ı haram kıldı. Fakat
kim mecbur kalırsa, saldırmamak ve sınırı aşmamak üzere (yiyebilir). Çünkü gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (Nahl Suresi, 115)
Sonra gerçekten Rabbin, cehalet
sonucu kötülük işleyen, sonra bunun ardından tevbe
eden ve ıslah olanlar(la beraberdir). Şüphesiz Rabbin bundan sonra bağışlayandır, esirgeyendir. (Nahl Suresi, 119)
Rabbiniz, sizin içinizdekini daha
iyi bilir. Eğer siz salih olursanız, şüphesiz O da, (kendisine) yönelip
dönenleri bağışlayıcıdır. (İsra Suresi, 25)
Yedi gök, yer ve bunların
içindekiler O'nu tesbih eder; O'nu övgü ile tesbih etmeyen hiç bir şey yoktur, ancak siz onların
tesbihlerini kavramıyorsunuz. Şüphesiz
O, halim olandır, bağışlayandır. (İsra Suresi, 44)
Kendilerine hidayet geldiği zaman insanları inanmaktan ve
Rablerinden bağışlanma dilemelerinden alıkoyan şey, ancak evvelkilerin sünnetinin
kendilerine de gelmesi veya azabın onları karşılarcasına gelmesi(ni beklemeleri)dir. (Kehf Suresi, 55)
Senin Rabbin rahmet sahibi (ve) bağışlayıcıdır. Eğer, kazandıklarından dolayı onları (azabla) yakalasaydı, şüphesiz onlara azabı (bir an önce)
çabuklaştırırdı. Hayır, onlar için bir
buluşma zamanı vardır, onun dışında asla başka bir sığınak bulamayacaklardır. (Kehf
Suresi, 58)
(İbrahim:) "Selam üzerine olsun, senin için Rabbimden
bağışlanma dileyeceğim, çünkü, O, bana pek lütufkardır" dedi. (Meryem
Suresi, 47)
Onlara rahmetimizden armağan(lar) bağışladık ve onlar için yüce bir doğruluk dili verdik. (Meryem Suresi,
50)
"Gerçekten biz Rabbimize iman
ettik; günahlarımızı ve sihir dolayısıyla bizi kendisine karşı zorlayarak-sürüklediğin (suçumuzu) bağışlasın. Allah, daha hayırlıdır ve daha süreklidir."
(Taha Suresi, 73)
Gerçekten ben, tevbe eden, inanan,
salih amellerde bulunup da sonra doğru yola erişen kimseyi şüphesiz bağışlayıcıyım. (Taha Suresi, 82)
Buna göre, iman edip salih
amellerde bulunanlar, onlar için bir bağışlanma (mağfiret) ve üstün bir rızık vardır.
(Hac Suresi, 50)
İşte böyle; her kim kendisine
yapılan haksızlığın benzeriyle karşılık verir, sonra aleyhine
'azgınlık ve saldırıda' bulunulursa, Allah, mutlaka ona yardım eder. Şüphesiz Allah, affedicidir, bağışlayıcıdır. (Hac Suresi, 60)
"Çünkü gerçekten benim
kullarımdan bir grup: "Rabbimiz, iman ettik, sen artık bizi bağışla ve bize merhamet et, sen merhamet edenlerin en
hayırlısısın, derlerdi de," (Müminun Suresi, 109)
Ve de ki: "Rabbim, bağışla ve merhamet et, sen merhamet edenlerin en hayırlısısın."
(Müminun Suresi, 118)
Ancak bundan sonra tevbe eden ve
salihçe davrananlar hariç. Çünkü gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (Nur Suresi, 5)
Sizden, faziletli ve varlıklı
olanlar, yakınlara, yoksullara ve Allah yolunda hicret edenlere vermekte
eksiltme yapmasınlar, affetsinler ve hoşgörsünler. Allah'ın sizi bağışlamasını sevmez misiniz? Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (Nur Suresi, 22)
Kötü kadınlar, kötü erkeklere;
kötü erkekler, kötü kadınlara; iyi ve temiz erkekler, iyi ve temiz kadınlara
(yaraşır). Bunlar, onların demekte
olduklarından uzaktırlar. Bunlar için bir bağışlanma ve kerim (üstün) bir rızık
vardır. (Nur Suresi, 26)
Nikah (imkanı) bulamayanlar, Allah
onları kendi fazlından zenginleştirinceye
kadar iffetli davransınlar. Sağ
ellerinizin malik olduğu (köle ve cariyelerden) mükatebe
isteyenlere -eğer onlarda bir hayır görüyorsanız-
mükatebe yapın. Ve Allah'ın size verdiği malından onlara verin. Dünya hayatının geçici metaını
elde etmek için -ırzlarını korumak istiyorlarsa- cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim onları (fuhşa) zorlarsa, şüphesiz, onların (fuhşa) zorlanmalarından sonra Allah
(onları) bağışlayandır, esirgeyendir. (Nur Suresi, 33)
Mü'minler o kimselerdir ki,
Allah'a ve Resûlü'ne iman edenler, onunla birlikte toplu(mu ilgilendiren) bir iş üzerinde iken, ondan izin
alıncaya kadar bırakıp-gitmeyenlerdir. Gerçekten, senden izin alanlar, işte onlar Allah'a ve elçisine iman
edenlerdir. Böylelikle, senden kendi bazı işleri için izin istedikleri zaman, dilediklerine izin ver
ve onlar için Allah'tan bağışlanma dile. Şüphesiz Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (Nur Suresi, 62)
De ki: "Onu, göklerde ve
yerde gizli olanı bilen (Allah) indirmiştir. Doğrusu
O, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir." (Furkan Suresi, 6)
Ancak tevbe eden, iman eden ve
salih amellerde bulunup davranan başka; işte
onların günahlarını Allah iyiliklere çevirir. Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. (Furkan Suresi, 70)
"Din (ceza) günü hatalarımı
bağışlayacağını
umduğum da O'dur;" (Şuara Suresi, 82)
"Babamı da bağışla, çünkü o şaşırıp sapanlardandır." (Şuara Suresi, 86)
"Ancak zulmeden başka; sonra kötülüğün ardından iyiliğe çevirirse, artık şüphesiz Ben, bağışlayanım, esirgeyenim." (Neml Suresi, 11)
Dedi ki: "Ey kavmim, neden
iyilikten önce kötülük konusunda acele davranıyorsunuz? Allah'tan bağışlanma dilemeniz gerekmez mi? Umulur ki
esirgenirsiniz." (Neml Suresi, 46)
Dedi ki: "Rabbim, gerçekten,
ben kendi nefsime zulmettim, artık beni bağışla." Böylece (Allah) onu bağışladı. Şüphesiz.
O, bağışlayandır, esirgeyendir. (Kasas Suresi, 16)
Onları (evlat edindiklerinizi)
babalarına nisbet ederek çağırın;
bu, Allah katında daha adildir. Eğer babalarını bilmiyorsanız artık onlar, dinde sizin kardeşleriniz ve dostlarınızdır. Hata
olarak yaptıklarınızda ise, sizin için bir sakınca (bir vebal) yoktur. Ancak
kalplerinizin kasıt gözeterek (taammüden) yaptıklarınızda vardır. Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (Ahzab Suresi, 5)
Çünkü Allah, (sözüne bağlı kalıp doğru olan) sadıkları sadakatlerinden
dolayı mükafaatlandıracak, münafıkları da dilerse azablandıracak veya tevbe
(nasib edip tevbe)lerini kabul edecektir. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. (Ahzab
Suresi, 24)
Şüphesiz, müslüman erkekler ve
müslüman kadınlar, mü'min erkekler ve mü'min kadınlar, gönülden (Allah'a) itaat
eden erkekler ve gönülden (Allah'a) itaat eden kadınlar, sadık olan erkekler ve
sadık olan kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, saygıyla
(Allah'tan) korkan erkekler ve saygıyla (Allah'tan) korkan kadınlar, sadaka
veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan
kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve (ırzlarını) koruyan kadınlar, Allah'ı
çokca zikreden erkekler ve (Allah'ı çokca) zikreden kadınlar; (işte) bunlar için Allah bir bağışlanma ve büyük bir ecir hazırlamıştır. (Ahzab Suresi, 35)
Ey Peygamber, gerçekten biz sana
ücretlerini (mehirlerini) verdiğin
eşlerini ve Allah'ın sana ganimet
olarak verdikleri (savaş esirleri)nden sağ elinin malik olduğu (cariyeler) ile seninle birlikte
hicret eden amcanın kızlarını, halanın kızlarını, dayının kızlarını ve teyzenin
kızlarını helal kıldık; bir de, kendisini peygambere hibe eden ve peygamberin
kendisini almak istediği mü'min bir kadını da, -mü'minler
için olmaksızın yalnızca sana has olmak üzere- (senin için helal kıldık). Biz,
kendi eşleri ve sağ ellerinin malik olduğu (cariyeleri) konusunda onlar
(mü'minler) üzerine neyi farz kıldığımızı bildik (size bildirdik). Böylelikle senin için hiç
bir güçlük olmasın. Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. (Ahzab
Suresi, 50)
Ey Peygamber, eşlerine, kızlarına ve mü'minlerin
kadınlarına dış elbiselerinden (cilbablarından)
üstlerine giymelerini söyle; onların (özgür ve iffetli) tanınması ve eziyet
görmemeleri için en uygun olan budur. Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. (Ahzab Suresi, 59)
Ki O ( Allah), amellerinizi ıslah
etsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah'a ve elçisine itaat ederse, artık o en
büyük kurtuluşla kurtulmuştur. (Ahzab Suresi, 71)
Şundan ki: Allah, münafık erkekleri
ve münafık kadınları, müşrik erkekleri ve müşrik kadınları azablandıracak;
mü'min erkeklerin ve mü'min kadınların tevbesini kabul edecektir. Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. (Ahzab Suresi, 73)
Yerin içine gireni, ondan çıkanı;
gökten ineni ve oraya çıkanı bilir. O, esirgeyendir, bağışlayandır. (Sebe Suresi, 2)
Andolsun, Sebe' (halkı)nın oturduğu yerlerde de bir ayet vardır.
(Evleri) Sağdan ve soldan iki bahçeliydi.
(Onlara demiştik ki:) "Rabbinizin
rızkından yiyin ve O'na şükredin. Güzel bir şehir ve bağışlayan bir Rabb(iniz var)." (Sebe Suresi, 15)
O inkar edenler; onlar için şiddetli bir azab vardır. İman edip salih amellerde
bulunanlar ise; onlar için de bir bağışlanma ve büyük bir ecir vardır.
(Fatır Suresi, 7)
İnsanlardan, hayvanlardan ve
davarlardan da renkleri böyle değişik olanlar vardır. Kulları içinde
ise Allah'tan ancak alim olanlar 'içleri titreyerek-korkar'. Şüphesiz Allah, üstün ve güçlü olandır,
bağışlayandır. (Fatır Suresi, 28)
Çünkü (Allah,) ecirlerini
noksansız olarak öder ve kendi fazlından onlara arttırır. Şüphesiz O, bağışlayandır, şükrü
kabul edendir. (Fatır Suresi, 30)
Derler ki: "Bizden hüznü
giderip yok eden Allah'a hamdolsun; şüphesiz Rabbimiz, gerçekten bağışlayandır, şükrü
kabul edendir." (Fatır Suresi, 34)
Şüphesiz Allah, gökleri ve yeri
zeval bulurlar diye (her an kudreti altında) tutuyor. Andolsun, eğer zeval bulacak olurlarsa,
kendisinden sonra artık kimse onları tutamaz. Doğrusu O, Halim'dir, bağışlayandır. (Fatır Suresi, 41)
Sen ancak, zikre (Kur'an'a) uyan
ve gayb ile Rahman olan (Allah')a (karşı) içi titreyerek korku duyan kimseyi uyarırsın. İşte böylesini, bir bağışlanma ve üstün bir ecirle müjdele. (Yasin Suresi, 11)
"Rabbimin beni bağışladığını ve ağırlananlardan kıldığını." (Yasin Suresi, 27)
Yoksa, güçlü ve üstün olan, karşılıksız bağışlayan Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır? (Sad
Suresi, 9)
(Davud) Dedi ki: "Andolsun
senin koyununu, kendi koyunlarına (katmak) istemekle sana zulmetmiştir. Doğrusu, (emek ve mali güçlerini)
birleştirip katan (ortak)lardan çoğu, birbirlerine karşı tecavüz ederler; ancak iman edip
salih amellerde bulunanlar başka.
Onlar da ne kadar azdır." Davud, gerçekten bizim onu imtihan ettiğimizi sandı, böylece Rabbinden bağışlanma diledi ve rüku ederek yere kapandı ve (bize
gönülden) yönelip-döndü. (Sad Suresi, 24)
Böylece onu bağışladık. Şüphesiz
onun Bizim katımızda gerçekten bir yakınlığı ve varılacak güzel bir yeri vardır. (Sad Suresi, 25)
"Rabbim, beni bağışla ve benden sonra hiç kimseye nasib olmayan bir mülkü
bana armağan et. Şüphesiz sen, karşılıksız armağan edensin." (Sad Suresi, 35)
Katımızdan ona bir rahmet ve temiz
akıl sahiplerine bir öğüt olmak üzere ailesini ve onlarla
birlikte bir benzerini de bağışladık. (Sad Suresi, 43)
"Göklerin, yerin ve ikisi
arasında bulunanların Rabbidir, üstün ve güçlü olan, bağışlayandır." (Sad Suresi, 66)
Gökleri ve yeri hak olarak
yarattı. Geceyi gündüzün üstüne sarıp-örtüyor, gündüzü de gecenin üstüne
sarıp-örtüyor. Güneşe ve aya boyun eğdirdi. Her biri adı konulmuş bir ecele (süreye) kadar akıp
gitmektedir. Haberin olsun; üstün ve güçlü olan, bağışlayan O'dur. (Zümer Suresi, 5)
(Benden onlara) De ki: "Ey
kendi aleyhlerinde olmak üzere ölçüyü taşıran kullarım. Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır, esirgeyendir."
(Zümer Suresi, 53)
Günahı bağışlayan, tevbeyi kabul eden, cezası pek şiddetli olan ve lütuf sahibi
(Allah'tan). O'ndan başka ilah yoktur. Dönüş O'nadır. (Mümin Suresi, 3)
"Siz beni Allah'a (karşı) inkar etmeye ve hakkında bilgim
olmayan şeyleri O'na şirk koşmaya çağırıyorsunuz. Ben ise sizi, üstün
ve güçlü olan, bağışlayan (Allah')a çağırıyorum. (Mümin Suresi, 42)
"İmkanı yok; gerçekten sizin beni
kendisine çağırmakta olduğunuz şeyin, dünyada da, ahirette de çağrıda bulunma (yetkisi, gücü, değeri ve bağışlama)sı yoktur. Şüphesiz, bizim dönüşümüz Allah'adır. Ölçüyü taşıranlar, onlar ateşin halkıdırlar." (Mümin Suresi, 43)
"Çok bağışlayan, çok esirgeyen (Allah)tan bir ağırlanma olarak." (Fussilet
Suresi, 32)
Gökler, neredeyse üstlerinden
çatlayıp-parçalanacaklar; melekler de Rablerini hamd ile tesbih ederler ve
yerde olanlara mağfiret dilerler. Haberiniz olsun;
gerçekten Allah, bağışlayan ve esirgeyen O'dur. (Şura Suresi, 5)
İşte Allah, iman edip salih
amellerde bulunan kullarına böyle müjde vermektedir. De ki: "Ben buna karşı yakınlıkta sevgi dışında sizden hiç bir ücret
istemiyorum." Kim bir iyilik kazanırsa, biz ondaki iyiliği arttırırız. Gerçekten Allah, bağışlayandır, şükredene
karşılığını verendir. (Şura Suresi, 23)
(Bunlar,) Büyük günahlardan ve
çirkin -utanmazlıklardan kaçınanlar ve gazablandıkları zaman bağışlayanlar, (Şura Suresi, 37)
Kim sabreder ve bağışlarsa, şüphesiz
bu, azme değer işlerdendir. (Şura Suresi, 43)
İman edenlere de ki:
"(Allah'ın) Onları kazandıklarıyla cezalandırması için, Allah'ın günlerini
ummayanları (şimdilik) bağışlasınlar." (Casiye Suresi, 14)
Yoksa: "Kendisi onu
uydurdu" mu diyorlar? De ki: "Eğer ben uydurdumsa, bu durumda siz, Allah'tan bana
(gelecek) hiç bir şeye malik (engel) olamazsınız.
Sizin kendisi (Kur'an) hakkında, ne taşkınlıklar yaptığınızı O daha iyi bilendir. Benimle sizin aranızda şahid olarak O yeter. O, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir." (Ahkaf Suresi, 8)
"Ey kavmimiz, Allah'a davet
edene icabet edin ve O'na iman edin; günahlarınızdan bir kısmını bağışlasın ve sizi acı bir azabtan korusun." (Ahkaf
Suresi, 31)
İman edip salih amellerde bulunan
ve Muhammed'e indirilen (Kur'an)a -ki o Rablerinden bir haktır- iman edenlerin
(Allah), kötülüklerini örtüp-bağışlamış, durumlarını düzeltip-ıslah etmiştir. (Muhammed Suresi, 2)
Öyle ki Allah, senin geçmiş ve gelecek (her) günahını bağışlasın, üzerindeki nimetini tamamlasın ve seni dosdoğru bir yola yöneltsin. (Fetih
Suresi, 2)
(Bütün bunlar,) Mü'min erkekleri
ve mü'min kadınları, içinde ebedi kalıcılar olmak üzere, altından ırmaklar akan
cennetlere sokması ve kötülüklerini örtüp-bağışlaması içindir. İşte bu, Allah katında 'büyük
kurtuluş ve mutluluk'tur. (Fetih Suresi,
5)
Göklerin ve yerin mülkü
Allah'ındır; dilediğine mağfiret eder, dilediğini azablandırır. Allah, çok bağışlayan, çok esirgeyendir. (Fetih Suresi, 14)
Eğer gerçekten, yanlarına çıkıncaya kadar sabretmiş olsalardı, herhalde (bu,)
kendileri için daha hayırlı olurdu. Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.
(Hucurat Suresi, 5)
Bedeviler, dedi ki: "İman ettik." De ki: "Siz
iman etmediniz; ancak "İslam
(müslüman veya teslim) olduk deyin. İman henüz kalplerinize girmiş değildir. Eğer Allah'a ve Resûlü'ne itaat
ederseniz, O, sizin amellerinizden hiç bir şeyi eksiltmez. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir."
(Hucurat Suresi, 14)
Ey iman edenler, Allah'tan
sakınıp-korkun ve O'nun elçisine iman edin, size kendi rahmetinden iki kat
(güzel karşılık) versin. Size kendisiyle
yürüyeceğiniz bir nur kılsın ve size mağfiret etsin. Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. (Hadid Suresi, 28)
Sizden kadınlarına
"zıhar"da bulunanlar (bilsinler ki, kadınları) onların anneleri değildir. Anneleri, yalnızca
kendilerini doğuranlardır. Şüphesiz onlar, çirkin ve yalan
söylemektedirler. Gerçekten Allah, çok affeden, çok bağışlayandır. (Mücadele, 2)
Ey iman edenler, Peygamber'e gizli
bir şey arzedeceğiniz zaman, gizli konuşmanızdan önce bir sadaka verin.
Bu, sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Şayet (buna imkan) bulamazsanız, artık şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. (Mücadele Suresi, 12)
Bir de onlardan sonra gelenler,
derler ki: "Rabbimiz, bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla ve kalplerimizde iman edenlere karşı bir kin bırakma. Rabbimiz,
gerçekten sen, çok şefkatlisin, çok
esirgeyicisin." (Haşr, 10)
İbrahim ve onunla birlikte
olanlarda size güzel bir örnek vardır. Hani kendi kavimlerine demişlerdi ki: "Biz, sizlerden ve
Allah'ın dışında taptıklarınızdan gerçekten
uzağız. Sizi (artık) tanımayıp-inkar
ettik. Sizinle aramızda, siz Allah'a bir olarak iman edinceye kadar ebedi bir
düşmanlık ve bir kin baş göstermiştir." Ancak İbrahim'in babasına: "Sana bağışlanma dileyeceğim, ama Allah'tan gelecek herhangi bir şeye karşı senin için gücüm yetmez."
demesi hariç. "Ey Rabbimiz, biz sana tevekkül ettik ve 'içten sana
yöneldik.' Dönüş sanadır." (Mümtehine Suresi,
4)
"Rabbimiz, bizi inkar edenler
için bizi fitne (deneme konusu) kılma ve bizi bağışla Rabbimiz. Şüphesiz Sen, üstün ve güçlüsün,
hüküm ve hikmet sahibisin." (Mümtehine Suresi, 5)
Belki Allah, sizlerle onlardan
kendilerine karşı düşmanlık besledikleriniz arasında bir sevgi-bağı kılar. Allah, güç yetirendir.
Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. (Mümtehine Suresi, 7)
Ey Peygamber, mü'min kadınlar,
Allah'a hiç bir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina
etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleri ve ayakları arasında bir iftira
düzüp-uydurmamak (gayri meşru
olan bir çocuğu kocalarına dayandırmamak),
ma'ruf (iyi, güzel ve yararlı bir iş) konusunda isyan etmemek üzere, sana biat etmek amacıyla
geldikleri zaman, onların biatlarını kabul et ve onlar için Allah'tan mağfiret iste. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. (Mümtehine Suresi, 12)
O da sizin günahlarınızı bağışlar, sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere ve Adn
cennetlerindeki güzel konaklara yerleştirir. İşte
'büyük mutluluk ve kurtuluş'
budur. (Saff Suresi, 12)
Onlara: "Gelin Allah'ın
Resûlü sizin için mağfiret (bağışlanma) dilesin," denildiği zaman başlarını yana çevirdiler. Sen,
onların büyüklük taslamışlar olarak yüz çevirmekte
olduklarını görürsün. (Münafikun Suresi, 5)
Ey iman edenler, gerçek şu ki, sizin eşlerinizden ve çocuklarınızdan bir
kısmı sizler için (birer) düşmandırlar.
Şu halde onlardan sakının. Yine de
affeder, hoş görür (kusurlarını yüzlerine vurmaz)
ve bağışlarsanız, artık elbette Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (Teğabün Suresi, 14)
Eğer Allah'a güzel bir borç verecek olursanız, onu sizin
için kat kat arttırır ve sizi bağışlar. Allah Şekûr'dur (şükrü kabul edip çok ihsan eden),
Halim'dir (cezayı vermekte acele etmeyendir). (Teğabün Suresi, 17)
Ey Peygamber, eşlerinin hoşnutluğunu isteyerek, Allah'ın sana helal
kıldıklarını niçin haram kılıyorsun? Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. (Tahrim Suresi, 1)
Ey iman edenler, Allah'a kesin
(nasuh) bir tevbe ile tevbe edin. Olabilir ki, Allah sizin kötülüklerinizi
örter ve altından ırmaklar akan cennetlere sokar. O gün Allah, Peygamberi ve
onunla birlikte iman edenleri küçük düşürmeyecektir. Nurları, önlerinde ve sağ yanlarında koşar-parıldar. Derler ki:
"Rabbimiz nurumuzu tamamla, bizi bağışla. Şüphesiz Sen, her şeye güç yetirensin." (Tahrim Suresi, 8)
O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin
daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı.
O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır. (Mülk Suresi, 2)
Gerçek şu ki, Rablerinden gayb ile (O'nu
görmedikleri halde) içleri titreyerek-korkanlara gelince; onlar için bir mağfiret (bağışlanma) ve büyük bir ecir vardır. (Mülk Suresi, 12)
"Ki günahlarınızı bağışlasın ve sizi adı konulmuş bir ecele kadar ertelesin. Elbette Allah'ın eceli geldiği zaman, o ertelenmez. Bir bilmiş olsaydınız." (Nuh Suresi, 4)
"Doğrusu ben, onları bağışlaman için her davet edişimde, onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar, örtülerini
başlarına çektiler ve büyüklük
tasladıkça büyüklük gösterip-direttiler.' (Nuh Suresi, 7)
"Bundan böyle" dedim.
"Rabbinizden mağfiret isteyin; çünkü gerçekten O,
çok bağışlayandır. (Nuh Suresi, 10)
"Rabbim, beni, annemi,
babamı, mü'min olarak evime gireni, iman eden erkekleri ve iman eden kadınları
bağışla. Zalimlere yıkımdan başkasını arttırma." (Nuh Suresi, 28)
Gerçekten Rabbin, senin gecenin
üçte ikisinden biraz eksiğinde, yarısında ve üçte birinde
(namaz için) kalktığını bilir; seninle birlikte
olanlardan bir topluluğun da (böyle yaptığını bilir). Geceyi ve gündüzü
Allah takdir eder. Sizin bunu sayamıyacağınızı bildi, böylece tevbenizi (O'na dönüşünüzü) kabul etti. Şu halde Kur'an'dan kolay geleni
okuyun. Allah sizden hastalar olduğunu, başkalarının
Allah'ın fazlından aramak için yeryüzünde gezip-dolaşacaklarını ve diğerlerinin Allah yolunda çarpışacaklarını bilmiştir. Öyleyse ondan (Kur'an'dan)
kolay geleni okuyun. Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin ve Allah'a güzel bir borç verin.
Hayır olarak kendi nefisleriniz için önceden takdim ettiğiniz şeyleri daha hayırlı ve daha büyük
bir ecir (karşılık) olarak Allah katında
bulursunuz. Allah'tan mağfiret dileyin. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. (Müzzemmil Suresi, 20)
Allah dilemedikçe onlar öğüt almazlar; takvanın sahibi (onu
kabul etmeye ehil olan) O'dur, mağfiretin sahibi (bağışlamaya ehil olan da) O'dur.
(Müddessir Suresi, 56)
Rabbinden bir karşılık olmak üzere yeterli bir bağış(tır bu). (Nebe Suresi, 36)
O, çok bağışlayandır, çok sevendir. (Büruc Suresi, 14)